!Tetikleyici temalar içerebilir!
Geçtiğimiz yıl anneler gününde kanamamın 17. günündeydim. Hamileliğimin on ikinci haftasıydı. Çoğu anne adayının bulantıların, halsizliğin bitmesini beklediği o sihirli gün benim için anneler gününe gelmişti. Kanamam olmasa büyüme ağrıları denecek hafif kramplarla güne uyanmıştım. Eşim ve kız kardeşim on yedi günde harap olan sinirlerimi yumuşatmak, yüzümü güldürmek için hediye alışverişine çıkmıştı. Ama kanamayla beraber o hafif kramplar sadece hafif kramplar denilip geçilmiyor. Apar topar bir acile gidiyoruz. İlk defa eşimin elimden tutmasına izin verilmeyen, beni bebeğimizi göremediği bir muayene geçiriyorum. Bebeğimin tutunduğu o minicik alan dışında tüm rahmimde kanama alanı var. 17 gündür bu alanın küçülmesini bekliyoruz. Bebeğimin kalp atışını görümce sakinleşiyorum. Bu korkunun belki ömrüm boyunca yaşayacağım bir korkunun tohumu olduğunu görüyorum şimdi. Ya bebeğime bir şey olursa?
Aslında gayet pozitif bir hamilelik ve doğum öyküm var. Bebeğimi hamileliğim başladığı andan beri biliyorum. Bedenini iyi tanımak de, hisler de, testlerden önce hamile olduğumu biliyordum. Aylardır, yıllardır mental ve bedensel olarak bu ana hazırlanıyordum. Zaman ilerledikçe anladım ki bu sürece hazır olmak mümkün değil ama iyi ki o hazırlığı yapmışım.
Hamilelik süreci çok öznel bir süreç. Her kadının ihtiyacı ve deneyimi farklı olabiliyor. Bir de beklentileri ve hayalleri. Benim beklentim, bir sağlık sorunu yaşamadığım, seyahatlerime tam gaz devam edebileceğim bir hamilelikti. Bakın diyecektim hamilelik bir engel değil, sizi geride tutan bir hastalık değil. Ağzımın payını çok çabuk aldım. İlk trimesterda tek bir gezi yapabildim çünkü mide bulantım vardı ve uykudan başımı kaldıramamıştım. Geziden döner dönmez de kanamam başladı. Doktorlarım ilgisi olmadığını söylemesine rağmen, uçağa binmekten, çok uzağa gitmekten korkmuştum artık. 3 hafta boyunca kanamam oldu. 3 hafta boyunca yataktan çıkmadım. Mide bulantımı, egzamamı, halsizliğimi özlemiştim çünkü bunlar bebeğimin varlığına dair normal belirtilerdi. Bebeğimin kesesi büyüdükçe kanama alanı küçüldü ve sonunda durdu. İçimde tek bir soruyu da arkasında bıraktı, ya bebeğime bir şey olursa?
Kulaklarımı kapatıp sadece doktorlarımı dinledikçe bir yerlerden hep bir korku hikayesi sızdı. Ve ben yüzleşmeye karar verdim. Yüzersen bebeğin düşer diye bir DM aldık, doktoruma sorduk saçmalık dedi. Yüzdüm. Doktorumun izniyle uçağa tekrar bindim. Yürüdüm. Pilatese gittim.
Hayatımın en güzel yazını geçirdim. Bir ayağımız denizde, karnımda büyüyen kızımla.
Hamileliğin her adımında eskimiş bir inanç, düşünce kalıbı çıktı karşıma. 9 aylık bir inisiyasyon. Her şeyden önce kocamın inanılmaz desteği ve koruması beni her gün ağlattı. Bu desteğe sahip olamamış, hamileliği boyunca yalnız bırakılmış, korkularıyla endişeleriyle küçümsenmiş kadın atalarım kalbime düştü. Onların deneyimlerinin yasını her şükrümde yaşadım.
Hamileliğime dair aklımda en çok kalan bir diğer şey de sınırlarımın inanılmaz bir dönüşümden geçmesi. Vücudumu başka bir varlıkla paylaşıyor olmak, onun ihtiyaçlarının benim bedenime boyun eğdirmesi muhteşem bir deneyimdi. Çok yadırgadım ve alışması kesinlikle kolay olmadı. Ama sonrasında da çok sevdim bu deneyimi, doğurmak istemedim .
Dışarıda ise büyük bir savaş verdim. Benim hamileliğim, benim bedenim, benim göbeğim, benim bedenim. Hamileliğin bu kadar toplumsal yansımaları olan bir şey olduğunun kesinlikle farkında değildim. Bu mücadeleyi anlatmaya hala hazır değilim.
Hayal ettiğim doğum evimin küvetinde, suda, doktor görmeden, müdahalesiz doğurmaktı. Yıllar boyunca jinekolog odalarında tıbbi şiddete maruz kalan bir kadın olarak kesinlikle yılmıştım. Ama şansıma takibimi yapan ilk doktorun nazik bir iletişim dili vardı. Eşim de ülkenin sayılı gereksiz müdahale karşıtı doktorlarından biriyle beni görüşme için ikna etti. Böylece yolculuğumuz bizi Beşiktaş’ta bir doğum havuzuna götürdü. Ebem ve doktorum sadece motivasyonumu yükselten tavırları, doğumumu bedenime emanet etmeleri sayesinde evimin konforunda ve hastane güvenliğinde bir doğumum oldu.
Hamileliğimin ikinci trimesterından itibaren gebelik şekeri için takibe alındım. 33. hafta itibariyle diyetle dahi kontrol altına alamadık ilk saat tokluk şekerimi. Bu sebeple insülin kullanmaya başladım. 37. haftada itibaren kontrollerim haftada bire düştü. Doktorum bebeğin şeker dalgalanmalarına maruz kalmasını istemediğinden 39. haftada suni sancı denemeyi teklif etti. Ben de kabul ettim. Ama 37. haftadan itibaren doğum doğal yollarla başlasın diye her tuşa bastık ve galiba bir pilates dersi sonrası doğumum başlamış olabilir. Cuma öğleden sonra ritmik dalgalar gelmeye başladı, arası genişti ve akşama doğru sıklaşabileceğini düşünerek hazırlıklarıma başladım. Fön çektirdim, Çorlu’dan Beşiktaş’a yola çıktım. Hastaneye girdiğim anda dalgalar kesildi. Akşam yemeğimi yedim, yürüyüşümü yaptım dalgalar yine sıklaşmaya başladı, hastaneyr nst için uğradım ve yine bir şey göremedik. O gün çok yorulduğum için İstanbul’da kalmaya karar verdik. Gece 12de dalgalar yine gelmeye başladı ve bu sefer daha ciddilerdi. Gece 2de dalgaları yatarak karşılayamadığım için ayağa kalkıp çömelme pozisyonuna geçiyordum. 3te duştaydım 4te hastaneye kabulüm yapılmıştı. Uykusuzdum ve sırt üstü yatamıyordum. Bu dalgaları karşılarken en büyük problemimdi çünkü doğum bir kas eylemi, enerjinin tam olması doğumu kolaylaştırır. Ebem yatağımı ve yastıklarımı dört ayak pozisyonunda durabileceğim şekilde düzenledi ve böylece yastıklara ağırlığımı vererek dalgaları da kolayca karşılayarak biraz uyukladım. Bu pozisyonda suyum geldi. NST ve çatalda kontrolden sonra havuza alındım ve havuzdaki yarım saatten sonra doğurdum. O an içimden göbek bağını bir süre daha kesilmeden tutmak geldi, bebeğimle bağımı bir süre daha fiziksel olarak sürdürmek istedim. Doktorum da tamam dedi. Doğum yaptığım odadan yürüyerek çıktım. Bana tıbbi anlamda sadece tek bir dikiş atmak ve kanamamı kontrol altonda tutmak için bir serum bağlamak için dokunuldu.
Kendimi çok şanslı hissediyorum ama bu şansı kendim yarattığımı da biliyorum. Okuyarak, araştırarak, bilinçli tercihlerde bulunarak, doktorumla sağlıklı iletişim kurarak, niyet ederek, hazırlanarak.
Şimdi kucağımda kızım altı aylık olmak üzere. Bazen kapının önünden geçerken o anneler günündeki halimi görüyorum, kramplar içinde, korkmuş ve eşinin dönmesini bekleyen kendimi. Sonra kızıma daha sıkı sarılıyorum.
Sağlıklıyız.
Beraberiz.
Büyüyoruz.
Beni anne olarak seçtiğin için teşekkür ederim canım kızım.
Yorum bırakın